Severek okudum bu güzel romanı.Yüreğinin götürdüğü yere git romanını okuyup da sevdiyseniz bunu da seveceksiniz.Çünkü iki kitap çok paralel.Yüreğinin götürdüğü yere git romanında nine torununa hiç okuyamadığı mektupları yazarken burada da bir baba oğluna aktaramadığı hisleri bir defterde toplamış.

Git kendini çok sevdirmeden romanı ile pek haz alamamıştım Tuna Kiremitçi'den ama bu romanı ile beğenimi kazandı.Duygusal bir roman.Birbirine mesafeli olan bir baba-oğul hikayesi.Kendi babasından gerekli ilgi ve sevgiyi göremeyen bir adamın kendi çocuğuna da bu şekilde davranması ve akabinde gelişen pişmanlıklar konu alınıyor romanda.Baba çocuğuna çok mesafeli davranır ve sevgisini hiç göstermez.Yıllar sonra oğlu bir sinema yıldızı olunca ve oğlunu televizyonda gördükçe içi yanar babanın.Aslında onu ne kadar çok sevdiğini düşünür ama bu sevgiyi asla göstermeyi başaramamıştır.Bir defter alır ve içinden geçenleri deftere yazar.Defterde kendi babası ile olan ilişkisini de yazar baba.Eskilere gider,kendi annesi ve babası arasındaki ilişkiye değinir.Daha sonra babası öldükten sonra annesinin ruh durumdaki ani değişikliklerden bahseder.


Aslında şu zamanda yaşadığımız an içerisinde sevgimizi karşımızdaki insana göstermek ne kadar önemli değil mi.Sevgiyi içimizde saklamayıp karşımızdakine gösterirsek çok daha mutlu olacağız aslında.Eğer babaysak çocuklarımıza gösterelim sevgimizi.Sadece çocuklarımıza değil herkese göstermeliyiz sevgimizi.Bu dünyaya bir kere geliyoruz.İçimizdeki sevgiyi karşımızdaki kişilere aktaramadıktan sonra;onları mutlu edemedikten sonra;içimizde sevmenin ne anlamı var ki?

Bende babamdan gereken sevgi ve ilgiyi göremedim açıkcası.Bu anlamda roman bende çok yakın hisler ve duygular uyandırdı.Yaşadığımız anın değerini bilmeli ona göre davranmalıyız.Sonra çok pişman olabiliriz.Tavsiye ederim bu romanı.

“Gün gelir, hayatımızda bir yabancı olduğunu fark ederiz. Daha doğrusu, o güne kadar tanıdığımızı sandığımız kişi ansızın bir yabancıya dönüşür. Bu yabancı babamızdır. Gerçi görünüşü aynıdır (biraz yaşlanmıştır en fazla). Bizimle konuşmasında ya da davranışlarında yeni bir şey yok gibidir. Yine de onun bakışlarında, daha önce olmayan bir yabancının gölgesini hissederiz.”