Okuduğum Can Tan kitaplarından en iyisi diyebilirim.Sonunu bu sefer çok dramatik bir şekilde bağlamış yazar.Romanın iki kısımdan oluştuğunu söyleyebilirim.İlk kısımı Piraye ve onun üniversite hayatı oluştururken,ikinci kısmını Piraye'nin evlilik hayatı oluşturuyor.İlk kısımda İstanbul ağrılıklı romanımız ikinci kısımda sıkça Diyarbakır da geçiyor.Karakterler çok güçlüydü bu romanda.Canan Tan'ın sade ve güzel dili yine ön planda bu romanda da.Konuya gelelim o halde;

NOT:Okumayanlar için Spoiler içerir.Okumayanlar burayı es geçebilirler:)

Piraye adında bir baş karakterimiz var.Piraye diş hekimliği fakültesinde okuyan,başına buyruk bir kızdır.Feminist halleri de söz konusudur.Yaşadığı ilişkilerde en ufak bir hatayı kabul edemeyen Piraye,ilişkilerini hemen sonlandırır bu anlamda.Aynı zamanda bir şiirsel tarafı vardır Piraye'nin.Koyu bir Nazım Hikmet hayranıdır.Üniversitenin başlarında yine şiirsel yönü ağır basan bir adam olan Arif'le kısa süreli bir arkadaşlık yaşar.En yakın arkadaşı Esin ise çok uçuk kaçık bir kızdır.Düşündüğünü direk yapan,eğlenceli bir karakterdir aslında.Esinin kısa süreli ilişkileri de yansımaktadır romana.Aynı zamanda Turan ve Ömer adlı arkadaşları vardır Piraye'nin.Aynı sınıfdadırlar ve bu ikili genelde çeşitli etkinlikler düzenlerler.Çoğunlukla gezi etkinlikleri.Aslında Ömer de Piraye'ye karşı boş değildir.Kısa süreli bir arkadaşlığın sonunda yine son sözü Piraye söyler.Öğretim üyesi Nevzat da aşık olacaktır Piraye'ye:)

Piraye daha sonra Haşim adında Diyarbakırlı bir delikanlıyla karşılaşacaktır.İşte hayatının dönüm noktası olacaktır bu tanışma.Bu kısımdan fazla söz etmemekde fayda var.

Pirayenin ailesine gelecek olursak.Bir ablası vardır.Kocasından boşanmıştır.Babası kendisi gibi diş hekimidir.Çok ablayışlı bir babaya sahiptir Piraye.Annesi ise üniversite yıllarında çok sıkıştırmıştır Pirayeyi.

Hayatın içinden çok güzel bir roman.Sade ve güzel bir anlatım.Okunası bir roman.Tavsiye edilir...



KİTABIN TANITIMINDAN:

..Kızıl saçılıymış Piraye.
Kendimi, keşke ben de kızıl saçlı olsaydım, diye hayıflanırken yakaladım kaç kez...
Okudukça, dizelerin arasına dalıp kendimden geçtikçe, tehlikeli bir biçimde özdeşleşiyordum Piraye'yle.
Tiyatro sahnemde, bundan sonraki rolüm belliydi artık. Nazım Hikmet'in Piraye'si rolünü oynamak...
Peki bana eşlik edecek oyuncu kim olacaktı?
Bunu düşünmek bile anlamsızdı; karşımda Nazım vardı ya...