Bu eserin neden bu kadar çok okunduğunu ve sevildiğini eseri okuduktan sonra daha iyi anladım.Tam bir klasik eser olmuş.Okurken insanda çok hoş bir tat bırakıyor.Dünyaya bir çocuğun gözünden bakarak dünyayı anlamaya çalışmak çok hoş bir duygu.

Kitabı alıp içini şöyle bir incelediğinizde çocuk kitabı diye düşünüyorsunuz. İçerisinde çeşitli resimler var.Ancak okuduktan sonra bir çocuk kitabından ibaret olmadığını anlıyoruz. Çocuklarımızla beraber okuyabileceğimiz harika bir eser. Her yaşa hitap ediyor bence. Okuduktan sonra kitaplığın bir köşesine atılacak bir eser değil. Her okunduğunda farklı anlamlar çıkarabileceğimiz müthiş bir klasik eser olmuş. Defalarca okuyabilirim:)

O kadar saf,temiz yazılmış ki elimize aldığımızda romanı bitirmeden bırakamıyoruz.Bu yönden kendini okutmayı çok iyi beceriyor kitap.İnsanı sıkmadan, yormadan akıp gidiyor roman.Romanın sonu ise beni çok üzdü. Etkileyici bir son olmuş.

Küçük prensimiz b612 adlı küçük bir gezegende yaşamaktadır. Gezegen oldukça küçüktür. Baobap denen bir bela vardır gezegeninde.Baobap bir çeşit ağaçtır, eğer önlem alınmazsa aşırı bir şekilde büyüyüp gezegeni mahvedecektir.Prensimiz bu ağaçla sürekli mücadele etmektedir.Prensimizin bir de gülü vardır. Onu korumak için herşeyi yapar.Ona daha faydalı olmak için diğer gezegenleri gezme kararı alır.

Her gezegende farklı insan tipleriyle karşılaşır. Bu durum Prensimizin kafasını iyice karıştırır.İnsanları bir türlü anlayamaz. Hepsi farklı birşeyin mücadelesini vermektedir. Günümüzde de böyle değil midir zaten.İnsanları anlamak gerçekten çok zor:)En son dünyaya gelmeye karar verir.Ne olursa bizim gezegende olur zaten.Ne acımasız bir dünyada yaşıyoruz ama değil mi?

Böylesine güzel bir romanda eleştirdiğim bir bölüm var.Bu bölüm keşke olmasaymış diye düşündüm. Romanın saflığına, temizliğine ters düşmüş bence. Ya arkadaş bu bölümün bu romanda ne işi var.Sonuçta her türlü tartışmaya gebe bir bölüm. İşte o bölüm:

 Bir Türk Gökbilimci gözlem yaparken b612 adlı küçük bir gezegen keşfeder. Bu önemli keşfi Uluslararası boyuta taşımak ister.

Bunun için bir toplantı yapılır. Toplantıda konuşurken üzerinde fes, şalvar, cepken gibi giysiler olduğu için onu kimse dinlemez ve onun  lafına itibar etmez. Bunun üzerine Türk lider herkesin Avrupalı gibi giyinmesi için bir kanun çıkarır. Kanuna uymayanları cezalandıracağını söyler.Hepimizin Tahmin ettiği gibi bu lider Atamız olan Mustafa Kemal Atatürk'tür.Aynı Gökbilimci bu sefer Avrupalı gibi giyinir ve aynı keşiften bahseder. Hal böyle olunca herkes bu Gökbilimciyi dinler ve ona itibar ederler. Bu talihsiz bölümün,bu güzel eserde olmamasını isterdim. Her anlama çekilebilir sonuçta.

Romanın yazarı Antoine de Saint-Exupery Fransız bir pilottur.Romanı 1944 yılında bir otel odasında yazmıştır.Kitabın içerisindeki çizimleri de yazar suluboya ile yapmıştır.Antoine bir hız denemesi yaparken Sahra çölünün ortasına düşer. Romanında bu olaydan esinlendiği düşünülmektedir. Yazarın ölümü de çok ilginç bir şekilde olmuştur.

Roman ilk etapta 1000 sayfa olarak hazırlanmıştır. Ancak yazar eleye eleye bu sayıyı 100 sayfanın altına indirmiştir. Bu durum yazara sorulduğunda romandan atılacak tek kelime kalmayana kadar romanı sadeleştirdiğini bu sayede mükemmele ulaşmayı hedeflediğini belirtmiştir. Bence bu hedefine fazlasıyla ulaşmış yazar.

Romanı okuyan herkes gibi ben de düşünmeden edemiyorum: Acaba koyun çiçeği yedi mi:)